HPV tip 16 ve 18 serviks kanserlerinin

Rahim ağzı (serviks) kanseri Human Papilloma Virüs (HPV) ile çok yakından ilişkili bir kanserdir. Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamında bu virüs saptanmaktadır. Bu yüzden bu virüse karşı geliştirilecek aşının bu kanseri önleyeceği düşünülmüştür. HPV virüsü cinsel temasla insanlar arasında geçer, aşının amacı ise bu geçişi önlemek ve bu sayede kanseri önlemektir. İnsanların aslında çoğu HPV virüsü ile enfektedir fakat bu enfekte olan kişilerin çok az kısmında kanser gelişir. Ülkemizde 2007 yılından bu yana HPV aşısı (Human Papilloma Virüs Aşısı) kullanılmaktadır. Bu aşı canlı virüs içermez, virüse benzer partiküller (VLP) içerir. Kadınların %80’i hayatlarının herhangi bir döneminde HPV virüsü ile enfekte olurlar. Virüs cinsel organların teması ve cinsel ilişkiyle bulaşabileceği gibi, cinsel bölgelere diğer cilt bölgelerinin veya ağızın temasıyla da bulaşabilir. Havuz, deniz, havlu vb. aracılığıyla bulaşabileceği söylense de kesin olarak ispatlanmamıştır. Toplumda HPV virüsü kadınların yaklaşık yüzde 10’unda bulunur. Bir kadının hayatı boyunca HPV ile enfekte olma riski yaklaşık yüzde 80-90’dır. HPV virüsü ve HPV enfeksiyonu hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Rahim ağzı kanserine sebep olabilecek onlarca tür HPV virüsü vardır. Aşılar bu virüslerin hepsine karşı koruma sağlamaz sadece en sık rastlanılanlara karşı koruma sağlar o yüzden aşıların bütün serviks kanserlerini önlemesi mümkün değildir.

Kaç çeşit HPV aşısı vardır?
Şu anda ülkemizde Gardasil® (kuadrivalan aşı, dörtlü aşı) ve Cervarix® (bivalan aşı, ikili aşı) isminde iki HPV aşısı vardır.Gardasil® HPV tip 6, 11, 16, 18’e karşı bağışıklık sağlar. Cervarix® HPV tip 16 ve 18’e karşı bağışıklık sağlar. Bu iki aşı da HPV enfeksiyonuna karşı yaklaşık yüzde 70 oranında koruma sağlar. Yüzde 100 koruma sağlamaz çünkü onlarca HPV tipinin hepsine karşı değil sadece en yaygın bulunan tiplere karşı bağışıklık sağlarlar.
2016 yılı sonunda yeni bir aşının daha (9’lu aşı, nanovalan aşı, Gardasil 9®) ülkemize gelmesi beklenmektedir. Bu aşı öncekilerden daha fazla sayıda, 9 adet HPV tipine karşı bağılıklık sağlamaktadır. Bu tipler: 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52, 58’dir. 6 ve 11’e karşı bağışıklık genital siğillere karşı koruma sağlarken sonraki 7 tipe karşı oluşturulan bağışıklık rahim ağzı, vajen, vulva ve anal kanserlere karşı koruma sağlar. Dokuzlu aşı HPV enfeksiyonlarına karşı yaklaşık yüzde 90 koruma sağlar çünkü diğer aşılara göre daha fazla tipe karşı bağılıklık kazandırır. Gardasil 9®, 2014 yılında FDA tarafından, 2015 yılında ACIP tarafından onaylanmıştır. Dokuzlu (nanovalan) aşının yaygın uygulandığı ülkelerde genital siğillerden yüzde 90, serviks squamöz hücreli invaziv kanserden yüzde 90, CIN2 ve CIN3’ten yüzde 80-90 oranında koruyacağı beklenmektedir.
Dünyada bu 3 aşı dışında başka aşı bulunmamaktadır, dünyadaki bütün aşılar aynı şekilde ülkemizde uygulanmaya başlamaktadır.

Bazı hastalarda ameliyat sonrası

Rahim ağzı (serviks) kanseri Human Papilloma Virüs (HPV) ile çok yakından ilişkili bir kanserdir. Rahim ağzı kanserlerinin neredeyse tamamında bu virüs saptanmaktadır. Bu yüzden bu virüse karşı geliştirilecek aşının bu kanseri önleyeceği düşünülmüştür. HPV virüsü cinsel temasla insanlar arasında geçer, aşının amacı ise bu geçişi önlemek ve bu sayede kanseri önlemektir. İnsanların aslında çoğu HPV virüsü ile enfektedir fakat bu enfekte olan kişilerin çok az kısmında kanser gelişir. Ülkemizde 2007 yılından bu yana HPV aşısı (Human Papilloma Virüs Aşısı) kullanılmaktadır. Bu aşı canlı virüs içermez, virüse benzer partiküller (VLP) içerir. Kadınların %80’i hayatlarının herhangi bir döneminde HPV virüsü ile enfekte olurlar. Virüs cinsel organların teması ve cinsel ilişkiyle bulaşabileceği gibi, cinsel bölgelere diğer cilt bölgelerinin veya ağızın temasıyla da bulaşabilir. Havuz, deniz, havlu vb. aracılığıyla bulaşabileceği söylense de kesin olarak ispatlanmamıştır. Toplumda HPV virüsü kadınların yaklaşık yüzde 10’unda bulunur. Bir kadının hayatı boyunca HPV ile enfekte olma riski yaklaşık yüzde 80-90’dır. HPV virüsü ve HPV enfeksiyonu hakkında ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Rahim ağzı kanserine sebep olabilecek onlarca tür HPV virüsü vardır. Aşılar bu virüslerin hepsine karşı koruma sağlamaz sadece en sık rastlanılanlara karşı koruma sağlar o yüzden aşıların bütün serviks kanserlerini önlemesi mümkün değildir.

Kaç çeşit HPV aşısı vardır?
Şu anda ülkemizde Gardasil® (kuadrivalan aşı, dörtlü aşı) ve Cervarix® (bivalan aşı, ikili aşı) isminde iki HPV aşısı vardır.Gardasil® HPV tip 6, 11, 16, 18’e karşı bağışıklık sağlar. Cervarix® HPV tip 16 ve 18’e karşı bağışıklık sağlar. Bu iki aşı da HPV enfeksiyonuna karşı yaklaşık yüzde 70 oranında koruma sağlar. Yüzde 100 koruma sağlamaz çünkü onlarca HPV tipinin hepsine karşı değil sadece en yaygın bulunan tiplere karşı bağışıklık sağlarlar.
2016 yılı sonunda yeni bir aşının daha (9’lu aşı, nanovalan aşı, Gardasil 9®) ülkemize gelmesi beklenmektedir. Bu aşı öncekilerden daha fazla sayıda, 9 adet HPV tipine karşı bağılıklık sağlamaktadır. Bu tipler: 6, 11, 16, 18, 31, 33, 45, 52, 58’dir. 6 ve 11’e karşı bağışıklık genital siğillere karşı koruma sağlarken sonraki 7 tipe karşı oluşturulan bağışıklık rahim ağzı, vajen, vulva ve anal kanserlere karşı koruma sağlar. Dokuzlu aşı HPV enfeksiyonlarına karşı yaklaşık yüzde 90 koruma sağlar çünkü diğer aşılara göre daha fazla tipe karşı bağılıklık kazandırır. Gardasil 9®, 2014 yılında FDA tarafından, 2015 yılında ACIP tarafından onaylanmıştır. Dokuzlu (nanovalan) aşının yaygın uygulandığı ülkelerde genital siğillerden yüzde 90, serviks squamöz hücreli invaziv kanserden yüzde 90, CIN2 ve CIN3’ten yüzde 80-90 oranında koruyacağı beklenmektedir.
Dünyada bu 3 aşı dışında başka aşı bulunmamaktadır, dünyadaki bütün aşılar aynı şekilde ülkemizde uygulanmaya başlamaktadır.

Bu aşıların hiçbirisi uygulandığı anda kadında var olan hastalığı tedavi edici etki göstermez, ileride yeni bir HPV enfeksiyonu gelişmesini önler ve buna bağlı kanser, siğil benzeri hastalıkların oluşmasını önler. Serviks, vulva, vajen ve anüse ait prekanseröz lezyonların oluşma riskini azaltır (CIN, VIN, VaIN, AIN).

HPV tip 16 ve 18 serviks kanserlerinin %70’i ile ilişkilidir. HPV tip 6 ve 11 ise genital siğillerin (kondilom) %90’ı ile ilişkilidir. Dörtlü aşı rahim ağzı kanserinin yanı sıra siğillere karşı da koruma sağlar, ikili aşı sadece rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlar. HPV virüsü ayrıca vulva, vajen, anüs kanserleriyle de ilgili olduğu için aşılanmak bunlara karşı da koruma sağlayacaktır. Ancak bu kanserler rahim ağzı kanserine göre çok daha nadir görülür, bu yüzden aşı özellikle rahim ağzı (serviks) kanseri için adlandırılır.

Over kanserlerinde en yaygın uygulanan

Brakiterapi (İnternal radyoterapi):
Hastanın hastalıklı organının içine veya yakınına yerleştirilen kateter, iğne, implant gibi aletlerle radyoterapinin verilmesi ise brakiterapi olarak adlandırılır. Örneğin endometrium (rahim) ve serviks (rahim ağzı) kanserinde alttan rahim ağzına hatta rahim içerisine kadar sokulan cihazlar ile ışın hastalıklı bölgenin içerisine kadar verilir, buna brakiterapi denir.

RADYOTERAPİ YAN ETKİLERİ
Radyoterapi (ışın tedavisi, şua tedavisi) ile oluşan yan etkiler ışınların normal dokulara da ulaşmasından kaynaklanır. Her ne kadar hastalıklı alana ışınlar odaklansa da hastalıklı alanın arkasında, önünde ve etrafında bulunan normal organlar ışınlardan az da olsa etkilenir ve bu nedenle bazı yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkilerin bazıları radyoterapi sırasında veya hemen sonraki günlerde meydana gelir, bunlara erken yan etkiler denir. Radyoterapiden aylar sonra ortaya çıkan yan etkilere de geç yan etkiler denir:
Erken yan etkiler: Yorgunluk, ishal, sitopeni (kan hücrelerinin azalması), karın ağrısı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, aniden idrar gelme hissi, ciltte kızarıklık ve kaşıntı, döküntü olması…
Geç yan etkliler: İnce barsak perforasyonu, barsak tıkanması, makattan kanama olması (proktit), vajinada darlık, fistül (idrar torbası veya barsak ile vajina arasında delik oluşması), bacak ödemi, sekonder maligniteler, yumurtalıkların radyoterapiden etkilenmesi nedeniyle kısırlık ve erken menopoz.

RAHİM (ENDOMETRİUM) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Rahim kanserinde genellikle ilk uygulanan tedavi ameliyattır. Ameliyat sonrası patoloji sonucuna göre evresi ve hastalığın türü belirlenen hastaların bir kısmına ışın tedavisi (eksternal radyoterapi veya brakiterapi) önerilir.
Ciddi hastalıklar gibi nedenlerle ameliyat olamayacak, anestezi alamayacak hastalara ilk tedavi yöntemi olarak nadiren radyoterapi (şua tedavisi, ışın tedavisi) uygulanabilir.
Tedaviden sonraki yıllarda olan tekrarlama (nüks) durumlarında ameliyat veya ışın tedavisi uygulanabilmektedir.

YUMURTALIK (OVER) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Yumurtalık kanserlerinde radyoterapi (ışın tedavisi) çok nadiren uygulanır. Over kanserlerinde en yaygın uygulanan tedavi yöntemleri ameliyat ve kemoterapidir. Radyoterapi sadece bazı organ metastazlarında ve palyatif amaçla uygulanır.

SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Rahim ağzı kanserinde ışın tedavisi yaygın uygulanan ve çok etkili bir tedavi yöntemidir. Jinekolojik kanserler içerisinde radyoterapinin en etkili olduğu alanlardan birisidir serviks kanseri. Bazı hastalarda ameliyat sonrası ek tedavi olarak verilir, bazı hastalarda ameliyat uygulanmadan direkt ilk tedavi olarak radyoterapi verilir. Genellikle beraberinde kemoterapi de uygulanır.
Tedaviden sonraki yıllarda hastalığın tekrarlaması durumunda ameliyat veya ışın (şua) tedavisi uygulanabilmektedir.

VAJEN KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Vajen kanserinde ışın tedavisi uygulanması rahim ağzı kanserinde olduğu gibidir. Ameliyat sonrası adjuvan tedavi olarak veya bazı hastalarda ilk tedavi olarak uygulanabilmektedir.

VULVA KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Vulva yani kadın genital organlarının dıştan görünen kısmını kaplayan ciltten kaynaklanan kanserlerin tedavisinde ilk uygulanan tedavi genellikle ameliyattır. Ameliyat sonrası vulvaya veya kasık lenf nodu bölgelerine ışın (şua) tedavisi uygulanabilmektedir.

radyoterapinin verilmesi

ADYOTERAPİ YAN ETKİLERİ
Radyoterapi (ışın tedavisi, şua tedavisi) ile oluşan yan etkiler ışınların normal dokulara da ulaşmasından kaynaklanır. Her ne kadar hastalıklı alana ışınlar odaklansa da hastalıklı alanın arkasında, önünde ve etrafında bulunan normal organlar ışınlardan az da olsa etkilenir ve bu nedenle bazı yan etkiler oluşabilir. Bu yan etkilerin bazıları radyoterapi sırasında veya hemen sonraki günlerde meydana gelir, bunlara erken yan etkiler denir. Radyoterapiden aylar sonra ortaya çıkan yan etkilere de geç yan etkiler denir:
Erken yan etkiler: Yorgunluk, ishal, sitopeni (kan hücrelerinin azalması), karın ağrısı, idrar yaparken yanma, sık idrara çıkma, aniden idrar gelme hissi, ciltte kızarıklık ve kaşıntı, döküntü olması…
Geç yan etkliler: İnce barsak perforasyonu, barsak tıkanması, makattan kanama olması (proktit), vajinada darlık, fistül (idrar torbası veya barsak ile vajina arasında delik oluşması), bacak ödemi, sekonder maligniteler, yumurtalıkların radyoterapiden etkilenmesi nedeniyle kısırlık ve erken menopoz.

RAHİM (ENDOMETRİUM) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Rahim kanserinde genellikle ilk uygulanan tedavi ameliyattır. Ameliyat sonrası patoloji sonucuna göre evresi ve hastalığın türü belirlenen hastaların bir kısmına ışın tedavisi (eksternal radyoterapi veya brakiterapi) önerilir.
Ciddi hastalıklar gibi nedenlerle ameliyat olamayacak, anestezi alamayacak hastalara ilk tedavi yöntemi olarak nadiren radyoterapi (şua tedavisi, ışın tedavisi) uygulanabilir.
Tedaviden sonraki yıllarda olan tekrarlama (nüks) durumlarında ameliyat veya ışın tedavisi uygulanabilmektedir.

YUMURTALIK (OVER) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Yumurtalık kanserlerinde radyoterapi (ışın tedavisi) çok nadiren uygulanır. Over kanserlerinde en yaygın uygulanan tedavi yöntemleri ameliyat ve kemoterapidir. Radyoterapi sadece bazı organ metastazlarında ve palyatif amaçla uygulanır.

SERVİKS (RAHİM AĞZI) KANSERİNDE RADYOTERAPİ
Rahim ağzı kanserinde ışın tedavisi yaygın uygulanan ve çok etkili bir tedavi yöntemidir. Jinekolojik kanserler içerisinde radyoterapinin en etkili olduğu alanlardan birisidir serviks kanseri. Bazı hastalarda ameliyat sonrası ek tedavi olarak verilir, bazı hastalarda ameliyat uygulanmadan direkt ilk tedavi olarak radyoterapi verilir. Genellikle beraberinde kemoterapi de uygulanır.
Tedaviden sonraki yıllarda hastalığın tekrarlaması durumunda ameliyat veya ışın (şua) tedavisi uygulanabilmektedir.